12 Ocak 2014 Pazar

Yeni Bulunan Fosiller Etoburların Köküne Işık Tutuyor

Belçika’da bulunan yeni fosiller, en iyi bilinen kedi, köpek ve diğer karnivor memelilerin (gelincikler, ayılar, foklar gibi) atalarına ışık tutuyor. Fosiller onların 55 milyon yıl önceki ilkel formlarının izlerini taşıyor (tarihin başlangıç periyodu olarak bilinen eosen dönemine ait).  Journal of Vertebrate Paleontology  adlı dergide yayınlanan çalışmada, bu grubun kökenlerinden taksonların en eskilerinden birine yeni örneklerin tanımlanmasından söz ediyor.
Dormaalocyon latouri adlı tür daha önceleri Belçika’nın Dormaal adlı bölgesinde bulunmuştu (Bu cins adını bu bölgeden almıştı). Floréal Solé  ve onun meslektaşları tarafından bulunan yeni fosiller hayvanların daha iyi tanımlanmasına ve etoburların evrim tarihindeki yerini belirlemede yardımcı oldu.  Solé konuyla ilgili olarak bu tanımlamanın eski çağlardaki etoburların kökenlerinin ve ekolojisinin daha iyi anlaşılmasına olanak sağlayacağını söyledi.
Yeni bulunan fosiller 250’nin üzerinde diş ve ayak topuk kemikleri içeriyor. Eski bulgular sadece üst çenedeki iki azı dişini içeriyorken daha fazla diş örneği Dormaalocyon’nın diş diziliminin tamamının tanımlanmasına izin veriyor. Yeni bulgular süt dişlerini de içeriyor. Buradaki dişlerin oldukça ilkel görünümlü olmasıDormaalocyon’nun etoburların kökenine oldukça yakın hatta belki de Avrupa’daki kökeni olabileceğine işaret ediyor.
Bulunan topuk kemikleri Dormaalocyon cinsinin ağaçlara tırmanabildiğini ve oralarda yaşadığını gösteriyor. Yaklaşık 55 milyon yıl önce başlayan ve  ‘’Paleocene-Eocene Thermal Maximum’’ (PETM) adı verilen dönemde dünyada küresel ısınma başladı. Bu periyot, içinde etoburların da bulunduğu pek çok memeli grubunun evrimine etki etti. Dr. Solé  Dormaalocyon’nun ağaçlarda yaşadığına ve onların PETM sırasında  Kuzey Amerika’nın yaprak dökmeyen ağaçlardan oluşan yüksek enlemlerdeki orman kuşaklarına doğru göç ettiğine inanıyor.
Etoburların kökenine yakın olmasına rağmen Paleoesen periyoduna ait fosiller o dönemde daha fazla ilkel türün bulunduğuna işaret ediyor. Solé, etoburların kökeninin anlaşılmasının onların etobur beslenmeye nasıl adapte olduklarını anlamamıza yardımcı olacağını söyledi. Bu nedenle, dinozorların nesli tükendikten sonraki döneme ait olan Dormaalocyon fosilleri plasentalı memelerin evrimine ilişkin bilgiyi sağlıyor. Bu çalışma en eski Eosendöneminde farklı alanlarda yayılış gösteren etoburların Paleosen'in son dönemlerine kadar yayılışlarını sürdürdüklerini gösteriyor. Daha fazla yeni fosilin bulunması plasentalı memelilerin kökeniyle ilgili sorulara yanıt olacak.

Cpu'dan Çıkan Ses İle Şifreleri Kırmak

Güvenlik araştırmacıları başarılı bir şekilde en iyi korunan şifreleme algoritmalarından birini, 4096-bit RSA'i kırdılar ve bunu, şifrelenmiş bazı verilerin şifresini çözen bilgisayarı mikrofonla dinleyerek yaptılar. Saldırıyı oldukça basit ve ilkel bir yazılımla bile gerçekleştirilebiliyor. Ortalama bir bilgisayar kullanıcısı için geri tepmeler minimal düzeydedir; ama eğer bir gizli ajansanız, üstün bir kullanıcı iseniz ya da diğer bir çeşit şifreleme kullanan belalıysanız, verilerinizi dekripte ederken metal yaparmışçasına seslere ulaşmayı dileyebilirsiniz.
Daniel Genkin, Adi Shamir (RSA’nın yardımcı mucidi) ve Eran Tromer  tarafından gerçekleştirilen bu akustik kripto analist yan kanal saldırısı olarak bilinen bir şeyi kullanıyor. Yan kanal  bir saldırı vektörü, direkt ve uygun olmadığı için yeterli şekilde korunmuyor. Örneğin, parolanız benim sizin telefonunuza direkt olarak saldırmamı önlüyor; ama eğer  ekranınızdaki yağlı lekelere bakarak  parolanızı bulmayı başarırsam, bu bir yan kanal saldırısı olmuş olacak. Bizim senaryomuzda,  güvenlik araştırmacıları  bilgisayarınızın veriyi deşifre ettiği sırada çıkardığı yüksek frekanstaki sesleri dinliyor.
Kulağa çılgınca gelebilir ama doğru yazılımla birlikte işlem o kadar da zor değil. Başlangıç olarak, eğer  dinlemeniz gereken doğru frekansın ne olduğunu biliyorsanız,  düşük ve yüksek geçit filtrelerini  kullanarak, CPU verileri dekripte ederken  gelen seslerin tamami ile bilgisayardan geldiğine emin olabilirsiniz. Bu akustik sinyal nerede üretiliyor diye düşünüyorsanız belirtelim, CPU’nun voltaj regülatöründen, bunu sürekli değişen ve yoğun işlem yüklemeleri sırasında sabit bir voltaj akımını korumaya çalışırken yapıyor. Artık sinyalleri aldığımıza göre artık bunlara bir anlam katmaya geldi.
Brüel&Kjaer 4939 mikrofon kapsülünü kullanarak farklı CPU operasyonlarının kaydı alınarak çıkarılmış akustik ölçüm frekans spektrogramı. Yatay düzlem frekansı (0-310 kHZ), dikey düzlem ise zamanı (3.7 s) ve yoğunluk ise  o frekans bandındaki anlık enerji miktarına oransal olarak gösterilmiş.
Çok fazla  detaya inmeden, araştırmacılar  çok spesifik bir şifreleme uygulamasına odaklanmışlar:  RSO kripto sisteminin GnuPG (PGP'nin açık/ücretsiz versiyonu) 1.x uygulaması. Bir kaç çok akıllı kripto analizle, araştırmacılar  CPU’nun  veri dekripte ettiğini açığa vuran işaretleri dinleyebiliyordu ve daha sonra  takip eden ses dalgalarıyla dekripte anahtarını tahmin edebiliyorlar.  Aynı saldırı  farklı bir kriptosistem de ya da şifreleme yazılımında çalışmayacağı için başka bir çalışmada elbette tekrar sıfırdan başlamaları gerekecektir.
Araştırmacılar başarılı bir şekilde  dekripte anahtarlarını  4 metrelik uzaklıktan bir yüksek kalite parabolik mikrofon tarafından çıkarmayı başardılar. Belki de daha garibi, aynı saldırıyı bir akıllı telefonu hedef laptoptan  30 santimetre uzağa koyarak yapabilmeleri. Araştırmacılar  saldırılarını farklı dizüstü ve masaüstü bilgisayarlarda değişken başarı dereceleriyle tekrarladılar. Buna ek olarak, aynı türdeki elektriksel veri başka kaynakları kullanarak da  tahmin edilebilir- duvara takılı güç soketi, ethernet kablosunun ucu ya da bilgisayara dokunduğumuzda vücudumuzda oluşan potansiyelin  odanın zeminine olan farkı gibi.
Gerçek hayat geri döngüleri bakımından akustik kripto analiz  aslında sürpriz bir şekilde tehlikeli. Kütüphanede, kafede ya da bir başka halka açık bir yerde olduğunuzu ve bazı dosyaları dekripte ettiğinizi düşünün – biri  gelip sadece telefonunu sizin bilgisayarınızın yanına koyarak sizin dekripte anahtarınızı elde edebilecek. Alternatif olarak bir saldırgan   telefonunuza virüs koyabilir ve bununla dekirpte anahtarınızı dinleyebilir. HTML5 ve Flash ile birlikte  mikrofonunuza erişimi olan programları kullanarak websiteleri aracılığıyla şifreleme anahtarınızı dinlemek olası hale geliyor.
Eğer verilerinizi güvende tutmak istiyorsanız, gerçekten iki elle tutulur seçeneğiniz var:  Ağır-görev şifrelemesi, fiziksel güvenlik ve ideal olansa aynı anda ikisini de yapmanız. Eğer saldırgan fiziksel olarak fazla yaklaşamıyorsa, verilerinizi çalmak daha zor olur. Akustik kripto analiz saldırılarından çekiniyorsanız, ya fiziksel güvenlik uygulacayacak ya da notebook'unuzu ses dolu kutuda tutacaksınız. Bir diğer seçenekte verilerinizi dekripte edeceğinizde yüksek seste büyük bir orkestranın klasik konçertosu işinizi görebilir.

Big Bang Deneyi

Cenevre'deki Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN), yerin 100 metre altındaki 27 kilometrelik oval tünelde iki proton huzmesi 3,5 Tera elektron volt (3,5 trilyon elektron volt- TeV) enerjiyle, ışık hızına (saniyede 300 bin kilometre) çok yakın bir hızla çarpıştırıldı. 

İsviçre-Fransa sınırındaki CERN'in kontrol odasındaki bilim adamları, ilk çarpışmaları alkışlarla karşıladı. 

Açığa çıkan enerji, bugüne kadar Avrupa ve ABD'deki çarpıştırıcılarda kaydedilen en yüksek enerji düzeyi oldu. 

CERN sözcüsü, bilim adamı Paola Catapano, "Bu yeni bir çağın başlangıcıdır" dedi. 

Bilim adamları, "büyük patlama" deneyinde, evrenin doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor. 

Çarpışmada, temel element parçacıkları, atom çekirdeklerini oluşturmak için birleşmeye başlamadan önce meydana gelen "büyük patlama" anındaki koşulların oluşturulması öngörülüyordu.



Bilimsel keşifler için beklemek gerekecek

Avrupa Nükleer Araştırma Teşkilatı (CERN) Genel Direktörü Rolf-Dieter Heuer, deneyden ancak aylar sonra bilimsel keşiflerin yapılabileceğini söyledi. 

Bilgisayarların, çarpışmalar sonucu ortaya çıkan muazzam miktardaki veriyi çözümlemek zorunda kalacak olmalarını gecikmenin nedenleri arasında sayan Heuer, araştırmacıların, 2010 yılının sonunda bilim adamlarının evrenin yüzde 26'sını oluşturduğuna inandıkları karanlık madde hakkında keşifler yapacaklarını ümit ettiklerini belirtti. 

Bilim adamları, uzak galaksilerdeki ışık bükülmesi ve olduğu varsayılan kayıp kütleyi açıklamak amacıyla kuramsallaştırılan karanlık maddenin, galaksilerin daha hızlı dönmesini sağladığına inanıyor. 

Ancak yüzde 4'ü görünebilir maddeden oluşan evrenin geriye kalan yüzde 70'lik kısmını oluşturan "karanlık enerji" adı verilen farklı bir oluşumun ise uzay ve zaman arasında eşit olarak dağılmış boşlukla ilişkili olduğu düşünülüyor. 

Karanlık enerjinin evrenin genişlemesini hızlandırdığına inandıklarını ifade eden bilim adamları, CERN çarpıştırıcısıyla yapılacak deneyin uzay ve zamandaki gizli boyutlara da ışık tutacağı, bu alanda da yeni keşifler yapılmasına imkan sağlayabileceği görüşünü dile getiriyor.



Ne amaçlanıyor?

Proton huzmelerinin çarpıştırılacağı deneyde, "Büyük Patlama" ile ortaya çıkan evrendeki madde yapısının daha iyi anlaşılması amaçlanıyor. 

Parçacıkların çarpıştırılması sonucundaki parçalanmayla ortaya çıkacak alt parçacıkların neler olduğu belirlenmeye çalışılacak, teorik düzeyde açıklaması yapılmış olan parçacıkların veya önerme düzeyindeki mikro güçlerin varlığı tespit edilmeye çalışılacak. 

Proton huzmeleri, Cenevre'de, İsviçre-Fransa sınırında bulunan, 27 kilometrelik oval tünelde her iki yöne doğru harekete geçirilerek hızlandırılacak ve çarpıştırılacak. 

Bu proton parçacıkları, karşı yönlerden birbirlerine doğru 3,5 Tera elektron volt (3,5 trilyon elektron volt- TeV) enerjiyle çarpıştırılacaklar. Protonlar birbirlerine çarptıklarında, ışık hızına yakın bir hıza ulaşmış olacaklar. 

Bu enerji, bugüne kadar Avrupa ve ABD'deki çarpıştırıcılarda kaydedilen en yüksek enerji düzeyi olacak. Çarpışmanın şiddetinin artırılmasıyla, çarpışma sonucundaki parçalanmalarla ortaya çıkan, daha önce gözlemlenememiş yeni alt parçacıkların gözlemlenmesi bekleniyor. 

"Yeni bir keşif dönemini açıyoruz"

Bu da, evrenin ortaya çıktığı "Büyük Patlama- Big Bang" anının bir küçük modelinin yapılması anlamına geliyor. CERN Genel Müdürü Rolf-Dieter Heuer, yaptığı açıklamada, "Yeni Fiziğin kapılarını, insanlık tarihindeki yeni bir keşifler dönemini açıyoruz" dedi. 

Parçacıklar birbirlerine çarptığında her bir çarpışmanın yarattığı mini patlamalar, dünyanın dört bir yanındaki binlerce bilimci tarafından zaman içerisinde incelenerek analiz edilecek. 

Bu analizlerle, 13,7 milyar yıl önce olduğu tahmin edilen Büyük Patlama'nın meydana geldiği anın hemen sonrasındaki koşullar anlaşılmaya çalışılacak. 

Yıldızların ve gezegenlerin kökeni, kara enerjinin ne olduğu, evrenin yüzde 25'ini oluşturduğu sanılan kara maddenin yapısı gibi sırlara erişilmeye çalışılacak.

İskoç bilimci Peter Higgs'in 30 yılı aşkın bir süre önce ortaya attığı, maddeye kütlesini verdiği varsayılan Higgs bozonunun varlığı belirlenmeye çalışılacak. 

Paralel evrenlerin olup olmadığı, Büyük Patlama'dan önce ne olduğu gibi konularda düşünce üretilmesinin yolu açılabilecek. Yıllar içerisinde çarpıştırma enerjisi 7 TeV'e kadar çıkarılacak. 

Her iki yönden parçacıkların çarpışmasından ötürü 14 TeV gücünde olacak bu çarpışmaya 2013'de ulaşılması planlanıyor. Bu güçte bir çarpışma da yepyeni başka keşiflerin kapısını açacak.

Kimyasal Tepkime

Kimyasal tepkime, iki veya daha fazla maddenin birbiri ile etkileşmesi sonucu kendi özelliklerini kaybederek yeni özellikte maddeler oluşturmasıdır.

Kimyasal tepkimelerde değişebilen özellikler


Atomların hacmi veya çapı
Atomların elektron düzenleri ve sayıları
Toplam potansiyel enerji 

Toplam mol sayısı
Toplam molekül sayısı
Toplam hacim
Renk, koku, tat gibi fiziksel özellikler
Toplam kinetik enerji
Kimyasal tepkimesinin çeşitleri

Sentez tepkimeleri 

İki ya da daha fazla basit bir madde oluşturuyorsa böyle tepkimeler Sentez tepkimler olarak adlandırılır. Ayrıca 'analiz tepkimler' de' denir.

2 H2 + ½ O2 → 2H2O

2. Suda iyonlaşarak çözündükleri için çözeltileri elektrik akımını iletir.
3. Katı halde elektrik akımını iletmezler. Ancak ısı etkisi ile eritilmiş halleri ile sulu çözeltileri elektrik akımını iletir.
Yer değiştirme tepkimeleri

Bir elementin bir bileşikle tepkimeye girerek bu bileşiklerdeki elementlerden birinin yerini aldığı tepkimelere denir.

örnek:
Zn + 2 HCI → ZnCI2 + H2 Hg(s)½O2(g)→ HgO (k) + ısı

Kimyasal değişmelere ya da kimyasal tepkimelere kimyasal reaksiyonlar da denir.Kimyasal tepkime sırasında değişim geçiren
maddelere reaksiyona girenler, yeni oluşan maddelere de reaksiyondan çıkanlar ya da ürünler adı verilir.


Demirin paslanması sırasında havadaki oksijenle demir birleşerek demir oksit denilen pası oluşturur.Burada demir ve oksijen girenler, demir oksit ise çıkan üründür.

Kimyasal tepkimeler sırasında meydana gelen değişiklikler, kimyasal denklemlerle gösterilir.


Kimyasal denklemlerde giren ve çıkan maddeler formüllerle gösterilir.Örneğin kömür yanarken içindeki karbon havadaki oksijenle birleşir ve karbon dioksit gazı açığa çıkar. Bu olaya ilişkin tepkime denklemi şu şekilde yazılır:


C + O2 CO2
Kömür Oksijen Karbon dioksit
Girenler Çıkanlar (Ürün)

Denklemden de görüldüğü gibi tepkimeye giren ve çıkan maddeler arasına ok konur. Giren maddeler okun sol tarafında, çıkanlar ise sağ tarafında bulunur.
Kimyasal denklemler tepkime hakkında bir çok bilgiyi basit bir şekilde göstermemize yarar. Örneğin; C + O2 CO2 tepkimesi bize 1 karbon atomuyla 2 oksijen atomunun birleşerek 1 karbon dioksit molekülü oluşturduğunu gösterir.


Tepkime Çeşitleri

Kimyasal tepkimeler gerçekleşirken bazı maddeler arasında bağlar koparken, bazı maddeler arasında yeni bağlar oluşur.Kimyasal tepkimeler, oluş şekline göre sentez, ayrışma ve yer değiştirme tepkimeleri olarak sınıflandırılabilir:

1. Sentez (Birleşme) Tepkimeleri:

Element ya da bileşiklerin birleşmesiyle yeni bir madde oluşumuna sentez (birleşme) tepkimesi adı verilir.
Örnek; karbon dioksit ve suyun oluşumu:
C + O2 CO2
2 H2 + O2 2 H2O



2. Analiz (Ayrışma) Tepkimeleri:

Bir bileşik kendini oluşturan daha basit maddelere ayrışıyorsa, buna analiz (ayrışma) tepkimesi adı verilir.
Örnek; suyun ve potasyum kloratın (KClO3) ayrışması:
2 H2O 2 H2 + O2
KClO3 KCl + 3/2O2


3. Yer Değiştirme Tepkimeleri:

Bir element ve bir bileşik arasında ya da iki farklı bileşik arasında oluşan tepkimelerde, atomlar birbiriyle yer değiştirip yeni bileşikler oluşturabilir. Bu tip tepkimelere yer değiştirme tepkimesi adı verilir.
Örneğin magnezyum ile çinko oksit tepkimeye girdiğinde magnezyum oksit ve çinko oluşur.
Mg + ZnO MgO + Zn


Tepkime denkleminde de görüldüğü gibi elementler yer değiştirerek yeni bileşikler oluşturur.


Tepkime Denklemlerinin Denkleştirilmesi

Kimyasal tepkimelere giren maddelerle çıkan maddeleri oluşturan atomların cinsleri ve sayıları aynıdır. Dolayısıyla bir tepkime denkleminin sol ve sağ tarafında aynı cins ve aynı sayıda atom bulunmalıdır.Böyle tepkime denklemlerine denkleştirilmiş
tepkime denklemi adı verilir.


Eğer bir tepkime denklemi denk değilse, formül ve sembollerin önüne uygun sayılar yazılarak tepkime denkleştirilir.


Örneğin su, oksijen ve hidrojenin birleşmesiyle oluşur. Fakat oksijen ve hidrojen tek atom hâlinde değil, O2 ve H2 molekülleri şeklinde ve gaz hâlde bulunur.Suyun tepkime denklemini H2 + O2 H2O şeklinde yazarsak denk bir tepkime denklemi yazmış olmayız. Çünkü giren atom sayısı ile çıkan atom sayısı aynı değildir. Girenler tarafında 2 tane O atomu, çıkanlar tarafında ise 1 tane O atomu vardır.

Denklemi denkleştirmek için H2 ve H2O’nun önüne 2 yazalım;
2 H2 + O2 2 H2O
4 adet H 4 adet H
2 adet O 2 adet O
Bu durumda girenler ve çıkanlar denkleşmiş olur.Şimdi de O2’nin önüne 1/2 yazalım;

H2 + 1/2O2 H2O
2 adet H 2 adet H
1 adet O 1 adet O

Görüldüğü gibi yine tepkimeye giren ve çıkan atom sayıları denkleşti.
O hâlde, denk olmayan bir kimyasal tepkime denklemi, formüllerin
başlarına katsayılar yazılarak denk hâle getirilebilir.


Örnek:Magnezyum ve oksijen birleşerek Magnezyum oksit (MgO) bileşiğini oluşturur.Bu olayın tepkime denklemini yazınız.

Örnek: ****nın formülü CH4 olduğuna göre, ****n ve oksijen arasındaki kimyasal denklemi yazınız.


Tepkimelerde Kütlenin Korunumu

Bir kimyasal tepkimede, tepkimeye giren maddelerin kütlelerinin toplamı, çıkan maddelerin kütlelerinin topl***** eşittir.Demirin kükürt ile tepkimesinden demir sülfür oluşur (Kükürt = Sülfür). Demir sülfürün tepkime denklemi şu şekildedir.

Fe + S FeS
56 32 88 g
Giren Çıkan
kütle = 56 + 32 = 88 g kütle = 88 g


Tepkimelerde Isı Alış Verişi

Kimyasal tepkimeler oluşurken maddeler ya enerji alır ya da enerji açığa çıkarır. Bazı maddelerin tepkimeye girmesi için ısı alması gerekir. Örneğin kömürün yanmaya başlaması için tutuşma sıcaklığına kadar ısıtılması gerekir. Kömür tutuştuktan sonra yanarken etrafa ısı yayar.

Isı Alan (Endotermik) Tepkime

Isı alarak gerçekleşen kimyasal olaylara endotermik tepkime denir. Isı alarak gerçekleşen bir kimyasal tepkime denkleminde girenler tarafında ısı alındığı belirtilir.

Örneğin; kireçtaşı (kalsiyum karbonat) ısıtıldığında kalsiyum oksit ve karbon dioksit oluşur. Bunun tepkime denklemi şöyledir:


CaCO3 + Isı CaO + CO2


Bu denklemde de görüldüğü gibi endotermik reaksiyonlarda ısı girenler tarafında yazılır.

Isı Veren (Ekzotermik) Tepkime

Isı vererek gerçekleşen kimyasal olaylara ekzotermik tepkime denir.Isı vererek gerçekleşen bir kimyasal tepkime denklemi yazılırken çıkanlar tarafında dışarı ısı verildiği belirtilir.


Örneğin karbonun oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit gazı ve ısı açığa çıkar. Bu olayın tepkime denklemi;


C + O2 CO2 + Isı şeklinde belirtilir.


Yanma tepkimeleri, maddelerin oksijenle tepkimeye girmesiyle gerçekleşir. Yanma tepkimelerinin tamamı ısı veren tepkimedir.


Örnek : Civa oksit ısıtıldığında cıva ve oksijene ayrışmaktadır.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.


Örnek :Vücudumuzda bulunan glikozun (C6H12O6) oksijenle tepkimeye girmesi sonucu karbon dioksit, su ve ısı enerjisi açığa çıkar. Bu olaya solunum denir.Bunu tepkime denklemini yazarak gösteriniz.


Asitin suda çözünmesi sonucu da ısı enerjisi açığa çıkar. Bu yüzden asit içine su dökülmemelidir.Suyun elektrolizi esnasında suya elektrik enerjisi verilir. Bu da bir çeşit endotermik tepkimedir.

Kimyasal Tepkimelerin Önemi

Kimyasal tepkimeler, yeryüzünde yaşamın devam etmesinde çok önemli bir yer tutar. Örneğin yeşil bitkilerin su, karbon dioksit ve
güneş ışığı yardımı ile besin üretmesi kimyasal bir olaydır. Buna ışıkla birleştirme anlamında fotosentez denir. Fotosentez denklemi aşağıdaki gibidir.
klorofil

6H2O + 6CO2 + Güneş ışığı C6H12O6 + 6O2
Su Karbondioksit Glikoz (besin) Oksijen


Fotosentez sırasında bitkiler havadan karbondioksit alıp havaya oksijen verirler.Canlı vücutlarında besinlerin yakılması da bir kimyasal tepkimedir. Bu olay sonucunda açığa çıkan enerji, yaşam için gerekli hareketleri yapmakta kullanılır. Bu olaya solunum denir. Besinleri vücudumuzda yakma tepkimesi şu şekildedir;


C6H12O6 + 6O2 6CO2 + 6H2O + Enerji
Glikoz (besin) Oksijen Karbondioksit Su

Vücudumuzda proteinlerin amino asitlere dönüşmesi, daha sonra hücrel

Tepkime kabı 

Reaktör de denir. Laboratuarlarda veya kimya sanayisinde kimyasal tepkimelerin gerçekleştiği kap veya cihazlara denir. Genellikle (cam), paslanmaz (çelik) veya kimyasal maddelerden etkilenmeyen herhangi bir alaşımdan yapılmışlardır.

Tepkime ısısı 

Bir kimyasal tepkimede bütün maddeleri aynı sıcaklıkta tutabilmek için tepkime sistemine eklenmesi veya sistemden uzaklaştırılması gereken ısı miktarıdır. Tepkime sisteminin içinde bulunduğu kabın basıncı sabit tutulduğunda ölçülen tepkime ısısı aynı zamanda (entalpi) olarak bilinen (termodinamik) nitelikteki değişimi, yani tepkime sonucunda oluşan ürünlerin entalpisiyle tepkimeye girenlerin entalpisi arasındaki farkı gösterir. Böylece sabit (basınç)ta tayin edilen tepkime ısısı DH sembolüyle gösterilen tepkime entalpisidir. DH negatif olduğunda tepkime ısıveren, tersi durumdaysa tepkime ısıalandır...

Mesela,

H2 + Cl2 → 2 HCl + 44 kkal tepkimesinde tepkimeye giren H2 ve Cl2 moleküllerinde iki atomu bir arada tutan bağların koparılması enerji ister. Bu enerji sağlandığında atomlar arasındaki bağlar kopar ve atomlar yeni düzenlemeye girerek yeni bağlar (HCl bağları) oluştururken dışarıya enerji verilir. Bu tepkimede dışarı verilen enerji daha önce alınan enerjiden fazla olduğundan neticede dışarıya enerji verilmiş olur (ısıveren tepkime). Buna karşılık;

H2 + I2 + 12,4 kkal → 2HI tepkimesinde alınan enerji verilen enerjiden fazla olup bu tepkime de ısıalan tepkime olur.

Dünyamızın Katmanları(Detaylı)

Dünyamızın Katmanları
Dünya üzerinde yaşadığımız katman gibi tamamen katı Maddelerden oluşmamıştır.Dünya 5 katmandan oluşmuştur.Bunlar:
1.Atmosfer(Gaz katmanı)
2.Hidrosfer(su katmanı)
3.Litosfer(Yer kabuğu)
4.Pirosfer(Magma katmanı)
5.Barisfer(Çekirdek katmanı)
1.Atmosfer(Gaz katmanı)
Yerküreyi çevreleyen Gaz tabakasıdır,hava küre adı da verilir.Gaz,su buharı ve toz taneciklerden oluşur. Gaz örtüsünün dünya etrafında bulunmasının temel nedeni de yer çekimi kuvvetidir.Atmosfer renksiz, kokusuz, tatsız, çok hızlı hareket edebilen, akışkan, elastik, sıkıştırılabilir, sonsuz genleşmeye sahip, ısı geçirgenliği zayıf ve titreşimleri belli bir hızda ileten bir yapıya sahiptir. Tam olarak yüksekliği saptanamamıştır. Fakat alt tabanının yere olan uzaklığı yaklaşık 700 km’dir. Ayrıca; “Homojen Atmosfer (homosfer)” olarak isimlendirilen ve yoğunluğun hemen hemen aynı olduğu alt bölümün yüksekliği 5 mil civarındadır.
Bu seviyeden sonra yoğunluk yükseklikle azalır ve seyrek gaz kütleleri şekline dönüşerek uzay boşluğuna kadar uzanır ki, bu bölge de “Heterojen atmosfer” olarak isimlendirilir. Belirgin olan bir şey atmosferin,üst seviyesinin 20 000 mil civarında son bulduğudur. Bu seviyeden sonra da Hava bulunduğunu söylemek doğrudur. Fakat bu bölümün meteoroloji ile bir ilişkisi yoktur. Atmosfer kendini oluşturan Gazların yanında az da olsa Su buharı ile Sıvı ve katı parçacıklar da içerir. Su buharı sayılmazsa, atmosferi oluşturan gaz ve oranları şöyledir:
•Nitrojen: %78.09
•Oksijen: %20.95
•Argon: %0.93
•Karbondioksit: %0.03
•Neon: %0.0018
•Kripton: %0.0001
•Helyum: %0.00053
•Hidrojen: %0.00005
•Ksenon: %0.000008
•Ozon: %0.000001
Not Bu oranlar değişebilir
Aşağı atmosferde, aynı zamanda değişik oranlarda Havada asıltı halinde kirletici Gazlar (Karbondioksit, karbontetraoksit, karbonmonooksit, diazotoksit, azotmonooksit, azotdioksit, amonyum,...) ve aerosoller (volkanik, sanayi veya meteor tozları, kum tanecikleri, Tuz kristalleri, polenler, vb.) vardır. 500 km’den yukarıdaki heterosfer’ de yerçekimi alanındaki yayılma süreci, karışım sürecini zayıflatır. 150 km’de, ana bileşen (Güneş’in ışıl ayrışması sayesinde) Oksijen atomu halini almıştır; daha yukarılarda hala helyum vardır. 500 km’nin ötesinde is, Hidrojen atomu başlar.
Kütlesinin % 97'si yeryüzünden itibaren 29-30 km'lik bir yükseklik içinde bulunan atmosferde, yukarıya doğru gidildikçe gaz moleküllerinin yoğunluğunun azaldığı görülür. Gaz, su buharı ve toz taneciklerinden oluşan atmosferde Molekül halde bulunan gazların % 99'unu Azot ve Oksijen, geri kalan yaklaşık %1'ini de Argonoluşturuyor. Neon, helyum, kripton, ksenon gibi diğer pasif gazlar ise Atom halinde ve binde bir oranında atmosferin bileşimine katılıyorlar.
Atmosferin oluşumundan bu Güne kadar % 10-15 oranında artış gösteren Karbondioksit de %0,033'lük bir orana sahip. Bitkiler için büyük önem taşıyan Karbondioksit, iklim üzerindeki etkisini de, Güneş'ten kızılötesi ışınları soğurup yeryüzüne yakın hava tabakalarında Sıcaklığı dengeleyerek gösteriyor. Bu arada Güneş'in biyolojik açıdan zararlı, morötesi ışınlarından koruyan ve günümüzde özellikle kutup bölgelerinde inceldiği gözlenen ozon tabakası ise stratosferin alt bölümünde, 35 ile 48 km arasında bulunuyor. Vazgeçilmezliğinizaman zaman anımsadığımız Su, yeryüzüne yakın hava tabakası içinde çoğunlukla gaz ve buhar halinde nemliliği sağlıyor. Ekvator gibi Sıcak bölgelerde 1/25, kuru kutup bölgelerinde 1/10 000 oranındaki gaz ve buhar halindeki Suyun bu oranı ise yere ve zamana bağlı olarak değişiyor.
Özellikle atmosferin alt seviyelerinde, orman ve çalılık yangınları, volkanik püskürmeler ve çöllerde esen rüzgârlarla atmosfere karışan tozlar, atmosfer içinde çok yüksek seviyelere çıkabilirler.
Su buharı ve toz taneciklerine rastlanılabilen yüksekliğin sınırı aynı zamanda meteorolojinin çalışma alanı olan homosferin de üst sınırını, yani yaklaşık 100 km'lik bir yüksekliği gösteriyor. Daha yukarıda ise heterosfer yer alıyor.
Aşağıdan yukarıya doğru; moleküler Azot, atomik oksijen, helyum ve atomik hidrojen tabakalarından yani dört farklı gaz tabakasından oluşan heterosfer, tabakaları arasında keskin sınırlar olmayan geçişli bir yapıya sahip. En üstteki atomik hidrojen tabakası için, yerden 10 000 km yükseklikteki atom yoğunluğunun, gezegenler arası hidrojen atomu yoğunluğuna yakın olması nedeniyle herhangi bir üst sınır söz konusu olamıyor. Buna karşın, bugün atmosferin yaklaşık 10 000 km kalınlığında olduğu kabul ediliyor.
Atmosfer için, gaz bileşimine göre bu şekilde bir sınıflama söz konusu olurken, özellikle meteorolojide kullanıldığı şekliyle, Sıcaklığın yükseklikle değişimi temel alınarak yapılan bir sınıflama daha var. Bu sınıflamada en altta, ekvatorda yaklaşık 17 km olan ve kutuplara doğru 9-10 km'ye kadar azalan kalınlığı ile troposfer yer alıyor. Üzerindeki stratosferle olan sınırı için Yunanca'da dönmek, değişmek anlamına gelen tropopoz teriminin kullanıldığı troposferin üst sınırında, yaklaşık -70 °C olan Sıcaklık ekvatordan kutuplara doğru artış gösteriyor.
Troposfer üzerinde yer alan ve doğrudan güneş ışınımı ile üstten ısınan stratosferin üst sınırı ise, deniz seviyesinden 50 km yükseklikte bulunuyor. Sıcaklık da buraya doğru yükselerek 0 °C değerini alıyor. Stratosferin üzerinde, 50 ile 85 km arasında yer alan mezosferde ise sıcaklığın tekrar düşüş göstererek, üst sınırında -85 °C olduğu gözleniyor. Mezosferin üst sınırından sonra sıcaklık tekrar artarak, yaklaşık 200 km yükseklikte 700 °C’ ye kadar çıkıyor. Termosfer ya da iyonosfer adını alan bu sıcak bölgenin üzerinde de sıcaklığın 1650 °C ye ulaştığı izotermal bölge yer alıyor. Moleküler azot ve atomik oksijen tabakalarının yer aldığı iyonosferin üst sınırının 400 km yüksekliğe kadar devam ettiği gözlenmiş. Güneşten gelen gamma ve X-ışınlarının azot molekülleri ve oksijen atomları tarafından büyük ölçüde soğurulduğu (absorbe edildiği) iyonosferde, molekül veya atomlar bir Elektron kaybederek Pozitif yüklü bir iyonlar haline geliyor. Bu yüzden bu bölüm iyonosfer adını taşıyor.
Atmosferin Rolü
1)- İçerdiği oksijen aracılığı ile yaşama olanak tanır
2)- Özellikleri sayesinde, Dünyanın fazla ısınmasını ve fazla soğumasını önler
3)- Güneşten gelen kısa dalgalı zararlı ışınları süzerek dünyayı yaşanır hale getirir
4)- Hava akımları yolu ile güneş alan yerlerin çok sıcak,olmayan yerlerin çok soğuk olmasını önler.Eğer atmosfer olmasaydı güneş alanı yerlerin tam olarak aydınlık ve çok sıcak,gölge yerlerin ise tam karanlık ve soğuk olması gerekirdi.
5)- Güneşten gelen enerjinin uzaya dönmesini önleyen bir örtü görevi görür.Atmosfer aynı zamanda güneşten gelen ışığın yansıyıp dağılarak gölge yerlerinde aydınlık olmasını sağlar.
1)- Troposfer Atmosferin en alt tabakasıdır.ortalama13km kalınlığındaki troposfer yerden ekvatorda 16km kutuplarda 6km yüksekliktedir.troposferin kalınlığındaki değişme Sıcaklıkla ilgilidir.(Ekvatorda ısınan hava genleşerek yüksektir.Kutuplarda ise soğuyan hava ağırlaşarak alçalır.)
Atmosferdeki gazların %75'i bu katman dadır.
Bütün meteorolojik olaylar burada görülür.
Su buharının tamamı buradadır.
Atmosfer aşağıdan yukarıya doğru ısındığından,yükseldikçe sıcaklık 100m. de 0,5 santigrat derece düşer.
Su buharı troposferin dışına çıkmadığından bütün iklim olayları burada görülür.
Yükseldikçe ısı düştüğünden su buharı troposferin dışına çıkmaz.
2)-Stratosfer
Sıcaklık her yerde -50 santigrat derecede sabittir.
Yatay hava hareketleri görülür.
Su buharı olmadığından bulut oluşmaz.
3)-Mezosfer
a)-Ozonosfer oksijen güneş ışıklarının etkisiyle (2oksijen) bünyesine bir molekül oksijen daha alarak (3oksijen) ozonu oluşturur.
Güneşten gelen Canlılar için zararlı olan kısa dalgalı (mor ötesi,ultraviole) ışınları ozon tarafından tutulur.
b)-Kemosfer
Yer yüzünden yükselen gazların bir kısmı lutra vole ışınlarının etkisiyle iyonlarına ayrılır.İyonlaşma sonucu ısı arttığından sıcaklık 100santigratderece çıkar.
Güneşten gelen zararlı ışınların bir kısmı da burada tutulur.
4)-İyonosfer
Gaz moleküllerinin lutra vole ışınlarının etkisiyle parçalanarak iyonlarına ayrışması sonucunda açığa çıkan enerji sıcaklığın 200 santigrat derece aşamasında yol açar.
Atmosferdeki gazlar bu katmanda iyonlarına ayrılır
İyonosfer in üst katına "Egzosfer" denir
Egzosfer den sonra uzay boşluğu başlar
Hidrosfer (Su küre)
Yeryüzünü oluşturan katmanlardan biri suküredir.Atmosfer ve litosferin çeşitli yüksekliklerde sıcaklığı ve yoğunluğu nasıl değişiyorsa hidrosferde de derinlere inildikçe suyun soğukluğu ve Basıncı artar.Hidrosferin kimyasal bileşimi bu etkenler nedeni ile değişmez,suyun tatlı ya da Tuzlu oluşuna göre değişir.Irmak ve Gölsuları tatlıdır.Bu Sular oksijen,hidrojen ve başka elemanlardan oluşur.Bu elemanların türü suyun bulunduğu doğal ortama bağlıdır.Tuzlu olan Göl suları da vardır.Ancak tüm olarak tuzlu olan sular denizlerdir.Deniz suyunda oksijen ve Hidrojenin yanı sıra sodyum,tuz,magnezyum,kalsiyum,potasyum da vardır.
Okyanuslar ve denizler Okyanuslar kıtaları birbirinden ayıran çok büyük su kütleleridir.Denizler ise okyanusların kıta içlerine doğru uzanan kollarıdır.Okyanus ve denizleri birbirinden ayıran en önemli etmenler şunlardır:
Derinlik
Kapladıkları alan
Tuzluluk
Akıntı sistemleri
Sıcaklık
Karaların fiziksel özelliklerinde etkilenme
Her adanın belli bir kıtanın malı ve parçası sayılması gibi,her denizde belli bir okyanusun parçasıdır.Bu nedenle denizleri,okyanusla meydana getirdiği bağlantıya dayanarak üç kısma ayırırız.
a)- Kenar denizler:Okyanusların hemen yanında,kıtalara sokulmuş körfezler durumundadır.Örneğin;,Umman Denizi vb.
b)- Karalar ve kıtalar arasında kalmış denizler:Bu tip denizlere en güzel örnek Akdeniz'dir.Okyanusla bağlantısı,bir eşik meydana getiren dar bir boğaz iledir. Afrika, Avrupa ve Asya kıtaları arasında kalan Akdenizgeniş anlamda Marmara ,Karadeniz ve Zad Denizi’ni de içine alır.
c)-Kapalı denizler:Bunlar aslında suları tuz olan göllerdir.Çünkü okyanusla hiçbir bağlantısı yoktur.Hazar Denizi gibi.
Deniz sularının Fiziksel ve Kimyasal Özelikleri
Tuzluluk Bir Litre deniz suyunda erimiş halde bulunan madensel tuzların gr olarak ağırlığıdır.Örneğin:okyanusların ortalama tuzluğu 35’tir,denildiğinde,1litre okyanus suyunda 35gr çeşitli erimiş madde bulunduğu anlaşılır.
Deniz suyundaki başlıca kimyasal maddeler şunlardır
Sodyum klorür: %78,32
Potasyum klorür: %1,69
Magnezyum klorür: %9,44
Magnezyum sülfat: %6,40
Kalsiyum sülfat: %3,94,
Toplam : 99,79
Deniz Suyunun tuzluluk oranı sıcaklığa bağlı olarak değişmektedir.Sıcaklık buharlaşmaya bu da tuzluluk oranın artmasına yol açar.Deniz Suyu tuzluluk oranı ortalama %35tir.Deniz suyu tuzluluğunu çok azda olsa denize dökülen akarsular ve yağışlarda etkiler.Deniz suyu tuzluluğu en fazla olan deniz %65 ile Kızıldeniz,en az olan denizde %01 ile Baltık Denizi’dir.
Yurdumuz da Akdeniz’den,Karadeniz’e doğru gidildikçe enleme bağlı olarak tuzluluk oranının azaldığı görülür.Aynı durum gidildikçe de gözlenir.
Litosfer (Yer Kabuğu)
Canlıların üzerinde yaşadığı bu katman taş ve topraktan meydana gelmektedir.Litosferin kalınlığı yaklaşık olarak 60 km’dir.Ancak bu kalınlık her yerde aynı değildir.Yer kabuğu,okyanus diplerinde, ince karalarda ve özellikle dağlarda daha kalındır.
Yer Kabuğunun Bileşimi:Litosferin yüzeyinde en fazla Silisyum ve Alüminyum bileşikleri bulunur.Bu yüzden yer kabuğuna (si-Al) adı da verilir. Bunun altında silisyum ve Magnezyum bakımından zengin(Si-Ma) tabakası yer alır.Derinlere inildikçe nikel,demir gibi elementlerin oranı artar.Yer kabuğunun bileşiminde bütün elementlerin bulunma yüzdelerinin büyükten küçüğe doğru sıralanışı silisyum,alüminyum,demir şeklindedir.
Yer Kabuğunun Yapısı
Yer, zamanla soğumaya başlamıştır. Ve yerin iç kısmı ise hala sıcaktır. Yer soğumaya başladıkça yeryüzü yavaş yavaş şekillenmiştir
Yer yüzünden yerin içine doğru inildikçe her 33 metrede 1 C sıcaklık artmaktadır
Yer kabuğu dünyayı dıştan kuşatan bir tabakadır. Taş kürenin en üst katını oluşturur
Yer kabuğunun alt katmanı ise bazalt birleşimindeki taşlardan oluşmuştur. Bu yapıya sima denir
Yer Kabuğunun Malzemeleri (Kayaçlar) 
1) Püskürük Taşlar
a)İç püskürük taşlar Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısımlarından tıkanarak soğumasıyla oluşan taşlardır. (Granit)
b)Dış püskürük taşlar Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısmından yeryüzüne çıkması ve soğuması ile oluşur. (Bazalt ve andezit)
2) Tortul taşlar Diğer yüzüne dış güçler tarafından getirilen maddelerin tortulanmasıyla (Üst üste birikmesiyle) oluşur. İçerisinde yer yer fosiller bulunur.
a) Mekanik tortullar Dış güçlerin etkisiyle getirilen çakıl, kum, kil gibi malzemelerin yeryüzünün çukur yerlerine birikmesiyle oluşur. (Kum taşı, kıl taşı)
b) Kimyasal tortullar Suda erimiş halde bulunan Minerallerin suyun geçtiği yere çökelmesi veya tortulanması ile oluşurlar. (Kireç taşı, Alçı taşı)
c) Organik tortular Hayvan, Bitki gibi Canlı kalıntılarının üst üste birikip katılaşması ile oluşan taşlardır. (Tebeşir)
3) Başkalaşmış taşlar Tortul ve püskürük taşları yüksek sıcaklık ve Basınç altında kalarak değişikliğe uğraması ile oluşur. (Mermer oluşumu)
Yer Yuvarlağının İç Yapısı
Yer yuvarlağının dış kısmını oluşturan katı tabakanın altında manto denilen bölüm yer alır. Manto, yer çekirdeğinin örtüsü durumundadır.
Yer küre Hacminin %80’nini manto oluşturur
Mantodan sonra yer yuvarlağının iç kısmını çekirdek oluşturur
Çekirdekte sıcaklık 4500 C bulur
Mantonun katı olan üst bölümü yer kabuğu ile birlikte taş küre olarak adlandırılır
Taş küre levha denilen büyük parçalar halindedir
Jeolojik Devirler
Dünyamız şimdiki biçimini alıncaya değin değişik evrelerden geçmiştir. Birbirinden farklı bu evrelerden her birine jeolojik zaman denir.
Jeolojik zamanlar dört tanedir ve yaklaşık 570 milyon yıl sürmüştür. Bu dönemde oluşan tortul taşlar, o dönemde yaşayan Canlıların fosillerini içerir.
İç Ve Dış Kuvvetler
Enerjisini yerin içinden alan kuvvetlere iç kuvvetler denir. (dağ oluşumu, kıta oluşumu ve volkanizma'dır.)
Enerjisini güneşten alan kuvvetlere ise dış kuvvetler denir. (akarsular, rüzgarlar, dalgalar)
İç ve dış kuvvetler birbiriyle sürekli mücadele halindedir iç kuvvetler yeryüzünün kabartılarını meydana getirirken; dış kuvvetler ise bunları aşındırarak ortadan kaldırmaya ve seviyesine yakın az engebeli düzlüklere (peneplen) dönüştürürler.
Dış kuvvetlerin yer yüzünün yüksek kesimlerinin aşındırmasıyla elde ettiği malzemeler yer yüzünün çukur yerlerinde (okyanus, deniz) biriktirmesi ile jeoseklinaller oluşur. Bunların kalınlığı binlerce metreyi bulur.
Yer Kabuğunun Hareketleri:
Yer kabuğu bir bütün değildir. Çatlaklardan ve kırık boşluklardan oluşur. Yer kabuğu bir birinden ayrı parçalardan oluşur. Bu her bir parçaya levha denir.
Bu levhalar manto üzerinde yüzer haldedirler. Yaklaşık yılda 1-2 cm hareket ederler.
Pirosfer(Magma)
Yer kabuğunun altında bulunan ve bir ölçüde sıcak sıvı içeren doğal maddeye denir.Hacim olarak %60 katı maddeler içeren magma sınırlı gücü ve kırık yüzeyiyle katı maddeler gibidir.Kalınlığı yaklaşık olarak 2900 km dir.Magma çoğunlukla silisyum ve magnezyum bileşiklerinden meydana gelmiştir.
Barisfer (Çekirdek)
Yerkürenin merkezinde bulunan kısımdır.2900 km derinlikten başlar ve yerin merkezine kadar iner.Kalınlığı yaklaşık 3400 km dir.Burada demir,nikel gibi yoğunluğu büyük olan maddeler vardır.Çekirdeğin sıcaklığının 4000oCnin üstünde olduğu sanılmaktadır.Yüksek Basınçtan dolayı bu Sıcaklıkta maddelerin katı durumda olduğu ileri sürülmektedir